Dayanışma Nerede?
- İşçi Ve Sendika
- 25 Nis
- 3 dakikada okunur
Dayanışma Nerede?
“Sınıf dayanışması” denince insanın aklına güçlü bir yumruk gelir. Birlikte kalkmış, birlikte vurmuş, birlikte direnmiş işçiler… Omuz omuza yürüyen kalabalıklar… Bir fabrikada başlayan kıvılcımın ülkeye yayılması…
Ama ne yazık ki bugün bu kavram, gerçek bir hayatın içinden değil; daha çok kürsülerin, afişlerin, bildirilerin içinden konuşuyor.
Sendikacıların dilinden düşmez:
“İşçi sınıfı dayanışması!”
Sosyalist partiler sık sık tekrarlar:
“Dayanışma büyütülmeli!”
İyi de… Nerede bu dayanışma?
Yok.
İşçi sınıfı deyince ideolojik bulanlar olur, hadi “işçilerle dayanışma” diyelim. Yine yok.
Sendikalar arası dayanışma diyelim. Yine yok.
Emek dayanışması diyelim. Yine yok.
Adını değiştirince gerçeklik değişmiyor.
Ortada bir gerçek var: Dayanışma, kelime olarak var; eylem olarak yok.
Elbette küçük dayanışmaları küçümsemiyorum. Bir çorba, bir ziyaret, bir paylaşım bile bazen direnişin nefesidir. Ama yanlış olan, bu küçük dayanışmaları büyük bir sınıf dayanışmasıymış gibi göstermek yada görmek eksikliği örtmektir.
Daha kötüsü ise dayanışmanın seçilerek yapılmasıdır: Kendi çevresine, kendi siyasal çizgisine yakın direnişlere gidip gözükmek diğerlerini görmezden gelmek dayanışma değil, grupçuluktur. Dayanışma “bizden olana” değil, işçiye olmalıdır.
Ama mesele sadece direniş çadırına gidip fotoğraf çektirmek de değildir. Dayanışma yalnızca işçiler işten atıldığında, grevde ya da direnişteyken hatırlanacak bir şey değildir. Dayanışma, daha ortada grev yokken; işçi sendikada yokken, örgütsüzken, korkuyla susarken başlamalıdır.
Örgütlenemeyen işçiyi örgütlerken, kölece çalışma koşullarına karşı mücadele ederken, hak gaspı daha yaşanmadan önüne set çekerken de dayanışma olabilmelidir. Çünkü gerçek dayanışma, yangın çıktıktan sonra kovayla su taşımak değil; yangını çıkaran düzeni değiştirme iradesidir.
Dayanışma Neden Bu Kadar Zayıf?
Çünkü işçi artık yalnız.
Eskiden aynı mahallede oturan, aynı fabrikada çalışan, aynı servisle gidip gelen insanlar vardı. Şimdi herkes parçalanmış durumda. Taşeron var, güvencesizlik var, kiralık işçi var, “yarın çıkarırlar” korkusu var. İşçinin kaderi ortak ama hayatı dağınık.
Dayanışma, önce yan yana gelmeyi gerektirir.
Yan yana gelemeyen bir sınıf, nasıl omuz omuza verecek?
Sendikalar Ne Yapıyor?
Sendika dediğin işçinin kalesi olmalıydı.
Bugün çoğu sendika işçinin kalesi değil; yöneticilerin makam odası gibi.
Üyelik var, aidat var, tabela var…
Ama işçi işten atıldığında çoğu zaman yalnız.
Grev olduğunda çoğu zaman destek zayıf.
Direniş çadırı kurulduğunda diğer işyerlerinden gelenler bir elin parmaklarını geçmiyor.
İşçi sendikaya güvenmiyor.
Sendika işçiye güvenmiyor.
Ve böylece dayanışma lafta kalıyor.
Bir de Korku Var
Patron düzeni sadece ekmeği küçültmedi, cesareti de küçülttü.
İşten atılma tehdidi, kara liste, tazminatsız kapı önüne koyma, açlık sınırı…
İşçi haklı olduğunu biliyor ama susuyor. Çünkü biliyor ki hak aramak pahalı.
Dayanışma fedakârlık ister.
Fedakârlık ise güven ister.
Güvenin olmadığı yerde herkes kendi canını kurtarmaya bakar.
Dayanışmanın Yerine Rekabet Koydular
Bu düzen işçiye şunu öğretti:
“Senin düşmanın patron değil, yanındaki işçi.”
Böylece işçi işçiye rakip oldu.
Aynı bantta çalışanlar bile birbirine şüpheyle bakar hale geldi.
Kim daha çok çalışırsa o kalacak, kim ses çıkarırsa o gidecek…
Dayanışma değil, yarış başladı.
Ve En Kötüsü: Umutsuzluk
Uzun yıllar yenilgi gören bir sınıf, bir süre sonra yenilgiyi kader sanır.
İnsanlar artık mücadele etmeyi değil, dayanmayı öğreniyor.
Dayanmak başka şeydir.
Direnmek başka.
Bugün işçi sınıfı direnmekten çok dayanıyor.
Dayanışma ise direnişin çocuğudur; direniş yoksa doğmaz.
Peki Neden Hâlâ Bu Kadar Konuşuluyor?
Çünkü ortada mücadele olmayınca geriye sadece konuşmak kalıyor.
Dayanışma kelimesi, bir gerçeği anlatmıyor artık.
Bir eksikliği örtüyor.
Sanki olmayan bir şeyi varmış gibi söylemek, bir tür alışkanlık haline gelmiş.
Tıpkı “mücadele” kelimesi gibi…
Bugün mücadele de çoğu yerde bir kelime.
Bir süs.
Bir slogan.
Ama hayat sloganla değişmiyor.
Gerçek Dayanışma Ne Zaman Başlar?
Bir işçi işten atıldığında diğerleri sessiz kalmadığında…
Bir direniş başladığında çevredeki işçiler “bana ne” demediğinde…
Bir fabrika grevdeyken diğer fabrikalar üretimi durdurduğunda…
Bir sendika saldırıya uğradığında diğer sendikalar susmadığında…
Ve sosyalistler, ve kendine sınıftan yanayım diyenler bunları uzaktan izlemediğinde...
Dayanışma budur.
Yoksa dayanışma, toplantı salonlarında söylenen bir kelimeden ibaret kalır.
Bugün gerçeği söylemek zorundayız:
Dayanışma yok.
Ama bu yokluk bir kader değil.
Bu yokluk, örgütsüzlüğün, korkunun, bölünmüşlüğün sonucudur.
Ve unutmayalım:
İşçi sınıfı dayanışmayı bir kez gerçekten kurarsa, o zaman sadece patronlar değil; düzenin tamamı sarsılır.
Çünkü dayanışma bir söz değildir.
Dayanışma bir eylemdir.
Miroğlu





Yorumlar