ELEŞTİRİ 'KIRMIZI PAZARTESİ'
- İşçi Ve Sendika
- 27 Oca
- 2 dakikada okunur
ELEŞTİRİ 'KIRMIZI PAZARTESİ'
İşçiler, genel olarak sendikalarını eksikleri üzerinden değerlendirir. Normaldir. Kazanımları ise çoğu zaman yok sayarlar. Hatta bu kazanımlar, bir süre sonra sanki işveren tarafından verilmiş gibi düşünülmeye başlanır. Sendika olmazsada bu hakları işverenin vereceği algısı oluşur. Bu değerlendirmeye, sınıf mücadelesinde fiilen yer almayan kimi sol çevreler de kolayca destek verir. Oysa bu yaklaşım, sendikal mücadeleyi güçlendirmekten çok, onu baltalayan bir sonuç doğurur.

Sendikaların elbette eksikleri vardır. Ancak bu eksiklikler, patron güdümündeki sarı sendikal anlayışın kontrolünde kurtarılmadığı sürece, her geçen gün artarak işçilerin aleyhine devam eder. Bu nedenle asıl eksiklik, sarı sendikacılığın teşhir edilmemesi ve ona karşı gerçek bir mücadelenin örülmemesidir. Bu anlayış öylesine sıradanlaşmıştır ki ihanet bile ‘olağan’ sayılır olmuştur; çünkü onlardan beklenen davranış budur, artık sözü bile olmaz. Yanlıştır.
Eleştiri sendikal anlayışlar üzerinde değil 'sendika' eleştirisi biçimine dönüşmüştür. Yanlıştır.
Eleştiri yapılmalıdır; ancak bu eleştiri ayrım gözeterek ve somut koşullar dikkate alınarak yapılmalıdır. Çünkü her işyerinin konumu, örgütlülüğü farklıdır.
Oradaki örgütlülük düzeyi nedir? İşçiler mücadeleyi ne kadar sahipleniyor, nereye kadar götürmeye hazırlar? Bunları bilmeden yapılan eleştiriler, yol gösterici olmaktan çok yıkıcı olur.
İşin özünde şu vardır: Mücadelenin içinde olmadan her şeyin çözülmesini istemek; her şeyi eleştirme hakkını kendinden görmek ve kendini hiçbir zaman sorumlu tutmamak. Aslında sendikaların yürüttüğü toplu iş sözleşmesi, mücadelelerini eleştirmek de, çoğu zaman bir çok sol yapı için, içinde olmadığı bir sınıf mücadelesinde var olduğunu gösterme çabasından öte bir anlam taşımaz. Bunu yaparak sınıf mücadelesinde önemli işler yaptığını göstermeye çalışır. Ama olaki bir işçinin soracağı “Neredeydin bugüne kadar, ne yaptın, pratiğin ne?” sorularına verilecek bir cevap yoktur. Ancak onlar büyük işler yapmıştır.
İşçiler ise önce geriye dönük kazanımlarına bakmalıdır. Üyeliklerini kağıt üzerinden çıkartıp ne kadar ileriye götürebilmişlerdir? Üye oldukları sendikayı ne kadar etkileyebiliyorlar? O sendikanın yönetiminde ne kadar temsil ediliyorlar? Bu soruların yanıtı, mücadelenin sınırlarını da açıkça ortaya koyar.
Bakın en kötü olan şudur.
Çoğu kez, daha sonuç ortaya çıkmadan “görünen köy kılavuz istemez” biçiminde davranışlar var. Oysa tıpkı Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanında olduğu gibi, beklenen sonucun kaçınılmazlığı herkesçe bilinirken, sonuca göre yapılan geçici ve yüzeysel eleştirilerle sendikal mücadele bir yere varmaz. İşçi içindekini döker, biraz daha sendikal mücadeleden ve örgütlülükten uzaklaşır. Sol çevreler ise bu biçimde kendimi işçilere gösterebilirmiyim çabasının ötesine geçemez.
Oysa eleştiri, açık ve net bir biçimde sarı sendikal anlayışa yöneltilmelidir. Mücadele de bu hatta yürütülmelidir. Bunun gereği ise, işçi sınıfı içinde fiilen çalışma yürütmektir. Bunun dışındaki her tutum, hariçten gazel okumaktan başka bir anlam taşımaz.
Miroğlu



Yorumlar