Sendikalar Son Çare Değil, İlk Adım Olmalı
- İşçi Ve Sendika
- 27 Şub
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 28 Şub
Sendikalar Son Çare Değil, İlk Adım Olmalı
İşçiler için sendika, genel olarak ne zaman akla geliyor?
İşten atıldığında.
Tazminatı verilmediğinde.
Mobbinge uğradığında.
Aylarca ücretini alamadığında.
Yani çoğu kez her şey olup bittikten sonra. Yanlış anlaşılmasın bu aşamada neden sendikaya gidiliyor demiyorum. Gitmelidir.
Ama şunu diyorum.
Sendika, yangın çıktıktan sonra aranan itfaiye değildir. Yangının çıkmasını zorlaştıran, kuralları baştan koyan güç olmalıdır. Bugün en büyük sorun, sendikanın işçi zihninde “son nokta” hâline gelmesidir. Bir tür başvuru kapısı, bir şikâyet merci, bir kriz kurumu…

Bu algı, patronların işine gelir.
Çünkü işçi örgütlü değilken çalışır, susar, sabreder. Hakkı gasp edilirken bekler. Baskı görürken dişini sıkar. Ancak kapının önüne konduğunda ya da canı yandığında sendikayı hatırlar. Bu da sendikayı sürekli “mağduriyet sonrası müdahale” konumuna iter.
Evet, mücadeleci sendikalar vardır. İşten atılan işçiye sahip çıkarlar. Direniş örgütlerler. Dava açarlar. Kamuoyu oluştururlar. Gasp edilen haklarını alabilirler. Ama mesele yalnızca işten atılanı savunmak değildir. Asıl mesele, işten atmayı zorlaştıracak gücü işyerinde kurmaktır.
Haklar nasıl kazanıldı?
Sekiz saatlik iş günü, hafta tatili, kıdem tazminatı, toplu sözleşme hakkı… Bunların hiçbiri bireysel başvurularla alınmadı. Örgütlü mücadeleyle, yan yana duran işçilerin kolektif gücüyle kazanıldı. Hak önce örgütle doğdu, sonra yasaya yazıldı.
Bugün ise tersine bir tablo var: Hak ihlali oluyor, ardından sendika aranıyor. Bu yaklaşım sendikayı büyütmez; sendikayı son durak hâline getirir. İşçi örgütlenmez, yalnızca başı sıkıştığında destek arar.
(Ki bu süreçte de işçi, bir sendikaya ulaşamazsa da sendikalar kötüdür önyargısı güçlenir.)
Oysa sendika bir “son nokta” değil, bir başlangıç olmalıdır.
İşçi düşük ücretle çalıştırıldığında değil, asgari ücret ortalama işçi ücreti olmasın ve düşük ücret dayatılmasın diye sendikalı olmalıdır.
Sesi kısılmasın. işyerinde söyleyecek sesi olsun diye sendikalı olmalıdır.
Yasal sürenin üstünde çalıştırıldığında değil, o süre aşılmasın diye örgütlü olmalıdır. Hakları verilmediğinde değil, hakları pazarlık masasında baştan belirlensin diye bir araya gelmelidir.
Unutulmamalıdır:
Haklar mücadeleyle alındı ve bundan sonrada öyle olacaktır. Ama mücadele örgütsüz olmaz.
Örgüt yoksa, hak geçicidir.
Örgüt yoksa, kazanım savunmasızdır.
Sendika, mağdurun sığındığı liman değil; işçinin birlikte yürüdüğü yoldur. Eğer sendika yalnızca en son başvurulan kapıysa, sınıf bilinci zayıflamış demektir. Eğer sendika işyerinde hayatın doğal bir parçasıysa, o zaman patron keyfiliği sınırla karşılaşır.
Sorulması gereken soru basittir:
Sendika işçinin başına bir şey geldiğinde mi vardır?
Yoksa işçinin başına bir şey gelmemesi için mi?
Cevap, işçi sınıfının geleceğini belirleyecektir.
Miroğlu



Yorumlar