top of page

Yaşanıyor Ama Yazılmıyor.

  • Yazarın fotoğrafı: İşçi Ve Sendika
    İşçi Ve Sendika
  • 3 Oca
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 Oca

Neden Yazılmıyor?


Bugün neden toplumsal olayları öne çıkartan roman, öykü, tiyatro, sinema ve hatta türkü yok?


Yazacak konu, oynayacak senaryo mu yok? Yada ihtiyaç mı kalmadı?


Ne o, ne bu.


Gerçek artık görünmez kılındığı için suskunluk hüküm sürüyor.


Bugün işçi de köylü de Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde romanında o gün yaşananları — ve daha fazlasını — yaşıyor.


Göç hâlâ var. Borç hâlâ var. Patron baskısı, güvencesizlik, yoksulluk, ucuz işgücü, örgütsüzlük hâlâ var.


Yani roman bitmedi, sadece adı değişti.



Yaşanıyor ama yazılmıyor. Yazılan da ilgi çekmiyor.


İnsan, içinde boğulduğu suya bakmak istemez. Belki de bu yüzdendir; belki de bu yüzden kendi gerçeğini görmekten kaçıyordur.


Belki de, insanlar “anlaşılmak” değil, unutmak istiyordur.


Tıpkı işçi eylemlerine en çok yine işçilerin ilgisizliği gibi… Kim bilir.


Hayal ve gerçek iç içedir. İnsan yokluğu, yoksulluğu yaşarken, kendi gerçeğini hayalle unutmaya tutunur.


Bu nedenle kendine yakın olan her şeyi başkasının hayat hikâyesi gibi görür ve onu yok sayar.


Belki de insanoğlu kendi yaşamının kendisine anlatılmasını istemiyordur belkide haklıdır. Konusunu ve sonucunu bildiği bir romanı, oyunu, filmi neden merak etsin ki? Bilinmezlik istiyordur.


Türküler, kolektif bir acının sesidir. Kederin sevincin, umudun sesidir.


Yan yana gelmeden doğmaz.


Bugün herkes yalnız. Mücadelesi yoksa, değiştiremeyeceği yoksulluğu kişisel ayıp sayıyor; sömürü “kader”, itiraz “tehlike” ilan ediliyor. Kabulleniyor, unutuyor.


Yan yana gelmeyince türkü de doğmuyor.


Toplumsal roman ise taraf ister. Bedel ister.


Ama bugünün edebiyatı tarafsızlığı “olgunluk”, suskunluğu “edep” sayıyor.


Fon alan, ödül alan, vitrine çıkan metinler makbul kabul ediliyor.


Gerçekliği anlatan, rahatsız eden metin ise “karamsar” bulunuyor.


Oysa işçinin, işsizin, köylünün, kadının, gencin, çocuğun toplum içindeki hikâyesi rahatsız eder. Yazılmalıdır.


Rahatsız etmeyen edebiyat, süs eşyasıdır.


Sinema ve tiyatro da aynı yerde susuyor.


Fon alan film yoksulluğu anlatamaz, sponsor bulan oyun sorunları dile getiremez.


Sahnede insanlar olur ama gerçekler olmaz.


Aşk olur ama ekmeğin mücadelesi olmaz.


Bol tirat olur ama fikir olmaz.


Bu kadar “olmaz”ın içinde gerçeğin olmadığı anlamı çıkmaz.


Gerçek var — fakat ona bakacak göz sistemli biçimde köreltilmiştir.


Şimdi şu soruları yüksek sesle sormak gerekiyor:


Yoksulluk mu yok?


İşçi mi kalmadı?


İnsanlar insanca koşullarda, insana yaraşır ücretlerle mi çalışıyor?


Yazacak yazar mı yok?


Oynayacak oyuncu mu yok?


Söyleyecek söz mü tükendi?


Yoksulluk varsa,


işçi varsa,


işsizlik varsa,


sömürü varsa


ve bunları insanlar yaşıyorsa — yaşamlar anlatılmayı, yazılmayı bekler.


Ama gerçeği anlatmanın bedeli büyük.


Yazan görünmez kalınır,


oynayan sahnesiz bırakılır,


çeken fon kapılarında susturulur.


Bu yüzden roman yazılmıyor gibi görünüyor,


türkü yakılmıyor sanılıyor,


sahne karanlık zannediliyor.


Dün olduğu gibi bugün de yazılan her toplumsal metin bir edebî tür değil;


bir tanıklıktır. Ve hepsi halkın hafızasıdır.


Belki okunmayacak,


belki dikkat edilmeyecek,


ama yok da olmayacak.


Bilirsiniz türküler susmaz.


Sadece zamanını bekler.


Miroğlu

 
 
 

Yorumlar


05336668794

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn

©2023, İşçi Ve Sendika tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page